İstanbul’a Varış
15 ağustos iki gün dinlendiğim Ereğli limanından sabah 07.30 ayrıldım.Hava puslu denizde dal kımıldamıyor.AYDEDE’nin motoru 2500 devirde homurdanarak eksozundan sular atarak liman dışına çıkdık.Ana yelkeni bastım hani olurda rüzgar çıkar diyerek ama 2knt hava esiyor.Hızımız 5 mil rota Akçakoca sabah balıkcılar ağ topluyorlar el sallıyoruz birbirimize.Bir an balıkcıların yaşamını verdikleri mücadeleleri düşündüm.bence gerçek deniz kahramanları her biri..Evlerine ekmek götürebilmek için fırtınada soğukta kızgın güneş altında tam bir yaşam savaşı veriyorlar.Ereğli’den 3 deniz mili yol aldık Alaplı açıklarındayım ve hava yavaş yavaş esmeye başladı.rüzgar 7knt karayel..genoa’yı açtım tam arma orsa seyri yapıyoruz motor’u kapattım hızımız 4knt..

Akçakoca’ya yaklaşırken rüzgar yıldız’a döndü ve 9 knt a ulaşdı güzel bir apaz seyri yapmaya başladık Akçakoca’yı geçince karasu limanı var gece orada kalmaya karar verdim.bu liman Sakarya nehrinin 1 deniz mili gerisinde bir barınak.henüz tamamlanmamış ala olsun alargada kalabilirdim.saatler 15 i gösterirken henüz tamamlanmamış olan karasu balıkcı barınağına girdim girişte yunuslarda eşlik ettiler.Barınak bomboş.ancak girişde iskele tarafımda duba bir vinç gördüm.oraya doğru ilerledim.üzerindeki çalışanlar merakla çıkıp bana bakmaya başladılar.sizin dubaya bağlanabilirmiyim? dediğimde “tabiî ki verin halatları” diyerek yardımcı oldular.bu duba burada iskele ayaklarını çakan vinç.bağlandım çalışanlarla tanıştık.hepsi ülkemin değişik yerlerinden gelmiş kişilerdi hepsinde evlerinin çocuklarının hasretleri vardı bu ıssız yerde ben onlar için büyük değişiklik idim.gece hep beraber yemek yiğip sohbetler ettik akşam olduğunda ucuz tarifeden hepsi evlerini çocuklarını arıyorlardı.Duygulanmış hayatın bir yönünü daha görmüştüm.

saat 22 gibi aydede’ye geçip yattım sabah erken uyandığımda baktımki kahvaltı hazırlamışlar hep beraber kahvaltı yaptık.hepsiyle vedalaştım.beni uğurladılar ayrılırken baktığımda yaklaşık 15 kişi dubanın üzerinden el sallıyorlardı.Anılarla dolu bir gecenin ardından sabahın güzel kuzey rüzgarıyla yelkenlerimi doldurup Kefken ada’ya doğru rota tuttum.19 deniz mili yolum vardı .kefken ada’ya ulaşdığımda saatler 13 olmuş adanın girişindeki sancak tarafındaki terk edilmiş iskeleye yanaştım.tekneyi emniyete alarak kefken ada’daki kıyı emniyeti’nin yerine gittim.orada’da sıcak bir dostluk kuruldu Muzaffer kaptan hemen bir çay demleterek sohbet ettik geçen yılda buraya geldiğimi o zamanki arkadaşları sordum hepsi değişik yerlere tayin olmuşlardı zaten ada’da 15 er günlük dönüşümlerle kalıyorlarmış.Kulakları telsizde tüm gemileri dinliyorlar olaki acil bir durumda her havada yardımlarına koşuyorlar.

akşam tekneme dönerek yattım.sabah yine hep beraber kahvaltı yapıp vedalaştık.rotam şile idi 38 deniz millik bir yolum vardı sabah önce yıldız daha sonrada poyraz’a dirise ederek öğleden sonra 16 gibi şileye ulaştım inanılmaz bir kalabalık vardı.Limanın içinde bile yüzüyorlardı.dikkatlice ilerleyerek lokanta şeklindeki teknelerin arkasında tayfun isminde bir balıkcı teknesine aborda oldum..Güler yüzlü kaptanı yardımcı oldu kendiside istanbul’da yaşıyormuş.oda geçici gelmiş şileye .inanılmaz gürültülü ve acayip müzikler bağrışlar çığrışlar içerisinde uykuya dalmışım.sabah uyandım birada tembellikle 9 gibi şileden ayrıldım.rotam poyraz köy barınağı idi.burayada öğleden sonra 15 gibi ulaştım.artık Karadeniz bitmiş Marmara denizine giriş yapmıştım.2gün poyraz köyde kaldıktan sonra 20 ağustos sabah 08 de poyraz köyden ayrılarak İstanbul boğaz geçişini yapmak üzere çıktım.boğazda yelken seyri yasak olduğundan motorla önce Avrupa yakası kıyılarına geçtim .inanılır gibi değildi süratimiz akıntının hızıyla 7knt bulmuştu.Anadolu hisarını geçerken hızımız 8.5 knt’a ulaşmıştı.Aydede adeta uçuyordu.

galatasaray adası önünden karşı tarafa doğru rota tuttum çünki deniz trafiği burada daha kalabalıktı.Tahmin ettiğimden kısa sürede haydarpaşanın önünden Kadıköy önlerine gelmiştim.ve saatler daha 10 du.saat 12 de İstabul yelken kulübüne giriş yapacaktım.motoru 1000 devire alıp oto pilota bağladım.Kamaraya inerek bir çay demledim.keyifle istanbul’u seyrettim.çok kalabalık..herkes bir yerlere hemde aceleyle koşturuyorlar, karadaki kornalar yetmezmiş gibi gemilerde düdük çalıyorlardı.inanılır gibi değildi.saatler 12 ye yaklaşırken yelkenlerimi basarak İstanbul yelken kulübüne doğru ilerledim.bir bot çıkarmışlar basın mensupları ellerinde kameralarla beni karşıladılar.istanbul yelken kulübü’nün küçük iskelesine yanaştım.Kulüp başkanı Seyhun BİNZET ve diğer yetkililer beni karşıladılar.hep beraber klüp binasına geçtik güzel bir yemek ve sohbet sonrası İstanbul yelken kulüp başkanı Seyhun BİNZET bey bana bir şilt verdiler.duygulanmıştım.buradan İstanbul yelken kulübünün deniz yürekli dostlarına ayrıca teşekkür ediyorum.Daha sonrasında ,beni misafir olarak ağırlayan setur Kalamış marina’ya B pantonuna yanaştım..artık Karadeniz gerilerde kalmış yeni bir denizimizin AYDEDE ile sinesindeydik..


Ağustos 29, 2008 - 02:22
Sevgili Hakan.
Buncacık badireden sonra seni Istanbul’a ulaşmış bildim ya, artık yüreğim sızıldasa da gam yemem.
Hani Datça’da buluşacaktık.? Hem de 9 Ağustosta…
Şimdi 29, ve sen kimbilir nerdesin. Umarım sağlık ve afiyettesin.Gerisi hikaye. Hedefinden kopma yeter. Kuzey kutbuna bayrağı dikeceğiz… Ev velallah..
De ki şurdayım, çağır geleyim.
Selam ve sevgiler,
Şafak, Eray, Rize…